Gül Sultan

Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, deve tellâl iken, pire berber iken ben anamın beşiğini tıngır mıngır, şıngır mıngır sallar iken, bir padişah ve bu padişahın bir tek oğlu varmış. Şehzade silah kullanmakta, ata binmekte pek usta imiş… Bu konularda ülkenin hiçbir yiğidi kendisine yetişemez, şehzade birinciliği hiç kimseye kaptırmazmış. Her sabah yatağından kalkar kalkmaz güzelce kahvaltı eder, babasının, anasının ellerini öpüp hayır dualarını aldıktan sonra, atına atladığı gibi ormana avlanmaya gidermiş….

Günlerden bir gün, yine atına atlayıp düşmüş yollara. Orası senin burası benim derken epeyce yol alarak o zamana kadar görmediği kocaman bir ormana ulaşmış. Aksilik bu ya, ne kadar aradıysa, ne kadar dikkat ettiyse de hiçbir ava rastlayamamış… Saraya eli boş dönmeyi de yiğitlik şanına yakıştıramadığından inatla kendisine bir av aramaya devam etmiş. Derken, bir pınar başına geldiğinde su içen sürmeli gözlü, altın boynuzlu bir geyiğe rastlamış. Geyik o kadar güzel o kadar gösterişliymiş ki, şehzade onu öldürmektense canlı olarak yakalayıp padişah babasına armağan etmeyi uygun görmüş. Ancak kemendi ile geyiği yakalamak için ilerlediği sırada hayvan şehzadeyi fark edip ok gibi yerinden fırlayarak kaçmaya başlamış. Şehzade de hemen atına atlayıp düşmüş güzel geyiğin peşine. Geyik kaçmış, o kovalamış, geyik kaçmış o kovalamış. Ama, şehzade bir türlü geyiği yakalamaya muvaffak olamamış. Güzel hayvan bu kovalamacanın sonunda bir bahçeden içeri atlayarak gözden kaybolmuş. Şehzade de bahçeye doğru sürmüş atını. Bahçe kapısında yaşlı bir adama rastlamış. Adam şehzadeye:
– Buralarda ne arıyorsun? diye sormuş.
Şehzade geyiğin peşine takılarak bahçe kapısına geldiğini söyleyince:
– İlahi oğul, demiş, yaşlı adam, senin o geyik dediğin aslında kötü kalpli bir cadıdır. Seni tuzağa düşürmek için böyle davranmış.
Şehzade:
– Peki ama, diye sormuş, bu bahçe kimin bahçesidir?
Yaşlı adam:
– Oğlum, demiş, bu bahçe yüzü gülmez padişahın kızı Gül Sultan’ın bahçesidir. İçeride bir köşk vardır. Gül Sultan bu köşkte dadısıyla birlikte oturur. Ben onun bekçisiyim. Tam yedi yıldır buraları bekliyorum. Yedi yıldan beri senden başka hiçbir Ademoğlu buralar gelmedi.
Şehzade bu açıklama üzerine kimliğini bütün ayrıntılarıyla yaşlı adama anlatmış. Yaşlı adam:
– Haydi oğlum, demiş, var git işine seni buralarda görürlerse öldürürler.
Şehzade:
– Bekçi baba, demiş, ben kendimi savunmasını bilirim. Sen bu bakımdan hiç tasalanma. Sen bir müsaade et bana bahçeye girip Gül Sultan’ı göreyim. Onu öylesine merak ediyorum ki…
Yaşlı bekçi:
– Aman oğlum, sen ne diyorsun, demiş, içeriye girdiğin an hem kendini, hem de beni yok bil. Çünkü köşkün kapısına bir aslan bir de kaplan bağlanmıştır. Seni görünce zincirlerini kopararak üzerine saldırırlar. Gel bu sevdadan vazgeç.
Şehzadeye bu uyarmalar da fayda vermemiş. Nuh diyor, peygamber demiyor, ille de bahçeye girip Gül Sultan’ı göreceğim, diye diretiyormuş.
Yaşlı bekçi en sonunda:
– Mademki bu kadar ısrar ediyorsun. Haydi bakalım gir, diyerek bahçenin kapısını şehzadeye açmış.
Şehzade bahçeye girer girmez gözleri kamaşmış. Ağaçlar, çiçekler, meyveler, şırıl şırıl akan sular, küçük gölcüklerde yüzen nazlı kuğular, sanki bahçe değil cennetten bir köşe… Az ilerleyince şehzade köşkü de görmüş. Köşkün önünde bir havuz, havuzda dört tane fıskiye varmış. Ama, köşkün önünde bağlı duran aslanla kaplan onun kokusunu alır almaz kükremeye başlamışlar. Gül Sultan gürültü üzerine pencereye çıkınca şehzadeyi görmüş. Ve ona bir bakışta yürekten sevdalanmış. Dadısına:
– Haydi git, şu zavallıyı hayvanlar parçalamadan yanıma getir, demiş.
Dadı bahçeye giderek şehzadeyi yanına alıp Gül Sultan’ın karşısına çıkartmış. Şehzade Gül Sultan’ın güzelliği karşısında önce şaşırmış. Sonra da “şak” diye düşüp bayılmış… Dadı genç adamı güç bela ayıltmış. Gül Sultan kendisini hayran hayran seyreden şehzadeye:
– Kalk yiğidim, demiş, kimsin nesin, buralara kadar niçin geldin, anlat bana.
Şehzade başından geçenlerin hepsini anlatmış.
Gül Sultan:
– Ey yiğit, demiş, ben daha ilk gördüğüm anadan itibaren sana yürekten sevdalandım. Ama benim çok zalim bir babam vardır. Şimdi bizim birlikte olduğumuzu duyarsa ikimizi de öldürür. Onun için buradan hemen kaçalım. Belki böylelikle elinden kurtulmuş oluruz.
Kız, eşyalarını toplamış, yanına dadısın da almış. Şehzade ile birlikte çıkmışlar yola.
Gül Sultan’ın şehzadeyle birlikte bahçeden dışarı çıktığını gören aslan ile kaplan zincirlerini kopartarak peşlerine düşmüş. Şehzade arkasındaki bu iki azgın hayvanı görünce:
– Eyvah, demiş Gül Sultan’a, aslan ile kaplan peşimize düştü.
Gül Sultan:
– Merak etme yiğidim demiş, onlar benden hiç ayrılmazlar benim her yerde koruyuculuğumu, bekçiliğimi yaparlar.
Neyse efendim, uzatmayalım, çok geçmeden şehzadenin sarayına varmışlar. Herkes şehzadenin avdan bir prenses ve iki azgın hayvanla döndüğünü görünce şaşırmış. Şehzade babasına başından geçenleri bir bir anlatınca iş aydınlığa çıkmış.
Şehzade ile Gül Sultan kırk gün kırk gece süren büyük bir düğün ile dünya evine girmişler…

Sevebilirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir