Kekemelik

Kekemelik, konuşmanın tümünü etkileyen bir bozukluktur. Kekemeliğin tanımına ilişkin birçok görüş ortaya atılmaktadır. Akıcı konuşmanın tekrarlamalar, uzatmalar,  duraklamalar, spazmlar ve araya ses, hece sokmalar (a,e, hım, şey, yani gibi) ile kesilmesidir. Kekemelerin çoğunda nefes alırken konuşmaya çalışma, nefesi
bitene kadar zorlama, nefesi tutup konuşma gibi yanlış solunum paternleri de gözlenmektedir. Bazı durumlarda bu belirtilerin yanında el, ayak, baş ve yüzde tiki andıran vücut hareketleri ve kasılmalar da görülebilir.

Bir konuşma sorunu olarak kekemelik, dil ve konuşma gelişiminin ilk evrelerinde ortaya çıkmaktadır. Genellikle 2 ve 4 yaşları arasında başlamaktadır. Kekemelik,
yavaş gelişebildiği gibi aniden de ortaya çıkabilen bir konuşma bozukluğudur. Dil ve konuşma gelişimi evresindeki 100 çocuktan dördünü etkilemekte, erkek
çocuklarda kızlara oranla daha sık gözlenmektedir. Aileler ve ikizler üzerinde yapılan çalışmalar, kekemeliğin güçlü bir genetik faktörü oluşturduğunu
göstermiştir. Birinci dereceden kan bağı olan akrabalar için kekemeliğin ortaya çıkma riski genel topluma göre 2-3 kat daha fazladır.

Kekeme küçük çocuklarda sıklıkla ortaya çıkan konuşmanın akıcılığındaki olağan aksaklıklardan ayırt edilmelidir. Bunlar, tüm sözcüğün ya da cümlenin tekrarlanması
(örn. “Dondurma istiyorum, istiyorum”), tamamlanmamış cümleler, tamamlanamayan arar vermeler ve vurgulamalar şeklinde ortaya çıkar.


Kekemelik için tanı ölçütleri nelerdir?

A. Aşağıdakilerden birinin ya da birden fazlasının sık ortaya çıkması ile belirli, konuşmanın olağan akıcılığında zamanlama örüntüsünde bozukluk olması

1. Ses ve hece tekrarlamaları
2. Sesleri uzatma
3. Ünlemlemeler
4. Sözcüklerin parçalanması (örn. Bir sözcük içinde ara vermeler)
5. Duyulabilir ya da sessiz bloklar (konuşma sırasında doldurulan ya da doldurulamayan ara vermeler)
6. Dolambaçlı yoldan konuşma (söylenmesi sorunlu olan sözcüklerden kaçınmak için bu sözcüklerin yerine başka sözcükleri kullanma)
7. Sözcükleri aşırı bir fiziksel gerginlikle söyleme
8. Tek heceli sözcükleri tekrarlamaları (örn. “Be-Be- Be- Ben onu gördüm)
B. Konuşma akıcılığı bozukluğu okul başarısını, mesleki başarıyı ya da toplumsal iletişimi bozar.
[1]
C. Konuşmayla ilgili-motor ya da duyusal bir bozukluk ya da çevre yoksunluğu varsa bile konuşma zorlukları genellikle bunlara eşlik edenlerden çok daha
fazladır.

19 Mayıs 2002 tarihinde Sabah gazetesinde yayımlanan bir haber de şöyle diyordu :

“SERÇİN KÖYÜ’NDE HERKES TEKLİYOR : KEKEME KÖY”

“Aydın’ın Söke İlçesi’ne bağlı Serçin Köyü Muhtarı Mithat Kocakaya, köyünde kekemelik rahatsızlığının artış göstermesi üzerine hastalığın nedenlerinin
araştırılması için Kaymakamlığa başvurdu. Muhtar Kocakaya “Köyümdeki kekemeler anlaşamayınca birbiriyle dövüşüyor. Kekemelikteki bu artışın nedenleri araştırılmalı
ve çözümü bulunmalıdır””dedi. Söke’nin eski köylerinden Serçin’de yaklaşık 50 kişinin kekeme olduğunu belirten Kocakaya, şöyle konuştu: Köyde ben dahil
olmak üzere 50 kekeme ve 13 özürlü kişi var. Benim kekemeliğim muhtar olduktan sonra biraz azaldı. Köyde kekeme olanlar çok büyük sıkıntı çekiyor. Kekemeliğin
bu kadar yoğun olmasının nedenlerini anlayamıyoruz”

Acaba bu köydeki kişiler kalıtımsal olarak böyle bir konuşma problemini taşıyor; yoksa kekeleyerek konuşmayı konuşmanın normal biçimi olarak
mı öğrenmiş durumdalar?

Kekemeliğin nedenleri hakkında kesin bir şey söylemek mümkün değildir. Kekemelik olgusu çeşitli bakış açısıyla incelenmiştir. Hipokrat’tan Freud’a; Skiner’den
Darwin’e, Orton’a kadar çok sayıda araştırmacı ve teorisyen konuyla ilgilenmiş, nedenleri hakkında çeşitli görüşler ileri sürmüşlerdir. Araştırmacılar
halen tek bir temel soruyu yanıtlamaya çalışmaktadırlar. Buna göre, “Kekemelik öğrenilmekte midir veya bu durumu kişiler kalıtsal olarak mı kazanmaktadırlar?
Kekemeliğin psikolojik temelleri nelerdir?”

Kekemeliğin nedenlerine ilişkin yaklaşımlar şu şekilde özetlenebilir :
• Psikolojik bir sorundur (korku, aile ve çevre vs.).
• Fizyolojik bir sorundur (ses tellerindeki sorun gibi).
• Nöro-linguistik bir sorundur.
• Kalıtımsal bir sorundur (genetik yapı)
• Öğrenme sorunudur.
• Nöro-fizyolojik bir sorundur.

Yukarıda sözü edilen yaklaşımlardan her birinin tek başına kekemelik olgusunu değerlendirmede ve eğitiminde/ terapisinde yeterli olabileceğini söylemek
mümkün değildir.

Her birey kendine özgü ve tek (biricik) olan bir kişiliği yansıtmaktadır. Bu kişiliğin oluşumu ise biyo, psiko, sosyo-kültürel etmenlerin organizasyonundan,
iç içe geçmelerinden ve karşılıklı etkileşiminden oluşmaktadır. Bireyin davranışları biyolojik/genetik etmenlerden olduğu kadar psiko-sosyo-kültürel etmenlerden
de kaynaklanmaktadır. Bu perspektif içinde, özellikle aile önemli bir rol oynamaktadır. Çünkü, aile içinde bulunduğu sosyolojik tip ne olursa olsun,
devamlılığı ve işlevselliği bakımından önemli sosyal bir olgudur. Aile, çocuğun ilk andan itibaren sosyalleşme süreçlerinde ve davranışların gerçekleştirilmesinde
birinci derede rol oynayan bir kaynaktır.

Aileler, çocukları büyüdükçe ve geliştikçe onun geleceğine ilişkin bazı beklentiler içine girerler. Çocuğun söylediği ilk sözcükler, yürümeye başlaması
gibi gelişimlerin normal sınırlar içinde olması, ailede mutluluk yaratır.

Kimi anne-babalar, (dil gelişimi sırasında) çocuğun konuşmasının yaşıtlarından farklı olduğunu hissederler. Bu farklılık anne babayı oldukça üzer; endişe
duyulmasına ve çocuklarının konuşmasıyla daha fazla ilgilenmesiyle yol açabilir. Farkına varılan olgu, beklenmeyen ve istenmeyen bir durumdur. Anne-babaların
beklentileri sarsılmıştır. Bu bağlamda anne-babalar gelecekle ilgili aşırı kaygıya kapılabilir; bu da o anda yaşadıkları sorunları arttırabilir.

Yukarıdaki gibi benzer duygular yaşan bir annenin kendi oğlundaki konuşma problemine nasıl yaklaştığına ve neler yaşadığı ile ilgili duygularına kulak
verelim.


“Şu an 3,5 yaşında akıcı konuşma bozukluğu (kekeme) olan bir oğlum var. Oğlumun konuşma güçlüğü yaşamasından dolayı çok üzgün, endişeli ve
kaygı içersindeyim. Zaman zaman da suçluluk duyuyorum. “ Oğlum konuşmaya başladığında çok güzel konuşuyordu. Neden şimdi böyle konuşuyor? Düzelecek mi?
Peki, ne zaman? ” gibi soruları hem kendime hem de eşime soruyorum. Bu sorunu kendime dert ettim; baskı içine girmiş gibi hissediyorum ve sorunu aşmada
kendime etkin bir rol verdiğime inanıyorum. Tek amacım elimden geleni yaparak, çocuğuma yardım edip onu bu durumdan kurtarmaktır. O kadar üzülüyorum ki;
bazen karmakarışık duygular içine giriyorum ve oğlumun konuşma sırasında yaşadığı güçlüğe yönelik bazen olumlu bazen de olumsuz tepkiler veriyorum.
Örneğin oğlum söze başlarken hece tekrarı yaptığında ( ma-ma-ma-masa) konuşmasını bitirmesini beklemeden müdahale ediyor ve “Doğru konuş, bir kere daha
söyle, benden sonra tekrar et, düşün sonra söyle, böyle konuşursan seninle konuşmayacağım” diyor veya kekelemesini durdurarak onun yerine sözcüğü ben
söylüyorum. Bunları istemeden bir anda yapıyorum. Sizce doğru mu davranıyorum ? Ne yapmalıyım ? ”

Böyle durumlarda ebeveyn ilk önce bir uzmana danışarak kekemeliğin nedenini araştırmalı ve çocuğuna yaklaşımını ona göre ayarlamalıdır. Her ebeveyn, çocuğunun
ruhsal ve duygusal gelişimini izlemeli ve bu konuda bilgi sahibi olmalıdır. Çünkü, çocuğu ailesinden daha iyi tanıyan ve çocuk üzerinde daha etkili olabilecek
başka hiç kimse yoktur. Aileler genellikle sorunu fark ettikten sonra, çocuğun dil kullanımına, ağzından çıkan sözcüklere dikkat etmeye, hatta bu sözcüklerini
düzeltmeye çalışırlar. Ailenin bu türden müdahaleleri çocuk üzerinde olumlu veya olumsuz olabilir. Bu tür müdahaleler, çocuğu olumsuz yönde etkileyerek
onun konuşacaklarına dikkat etmesine ve takılmayacağı sözcükleri seçmesine yol açabilir. Özellikle heyecanlandığında, yabancılarla konuştuğunda ortaya
çıkan bu takılmalar nedeniyle çocuk bu ortamlarda konuşmamayı tercih edebilir.

Anne babanın kekeleyen çocuğuna yaklaşımında dikkat etmesi gereken hususlar şunlardır:
Çocuğu kekeleyen ailelere şu önerilerde bulunulabilir.
• Duyulan endişe jest ve mimiklerle açığa vurulmamalıdır.
• Çocuk kendi konuşması için “kekeme” terimini duymamalıdır. Çünkü çocuk bu konuşma davranışını dikkat çekmek, ilgi toplamak ve isteklerini yaptırmak
için kullanıyor olabilir.
• Dikkat, çocuğun konuşması üzerinde toplanmamalıdır. Bu, çocuğun heyecanlanıp kekelemesine yol açabilir.
• “ Düşün sonra konuş, dur yeniden başla ” gibi telkin ve emirlerle çocuğun konuşması kesilmemelidir.
• Çocukları heyecan ve endişe yaratan durumlarda konuşmaya zorlamamalıdır.
• Çocuğa konuşmada model olunmamalıdır.
• Çocuk konuşurken, bir sözcüğü kullanırken güçlük yaşarsa, o sözcük dinleyenler tarafından tamamlanmamalıdır.
• Çocuk konuşma sırasında güçlük yaşadığında susturulmamalıdır.
• Kekelediği zaman alay edilmemeli ve utandırılmamalıdır.
• Çocuk kekelediği zaman sözünü bitirene kadar sabırla beklenmelidir.
• Dil ve Konuşma Terapistine başvurulmalıdır.
Ailelere düşen görev; çocuğun ruhsal ve duygusal gelişimi için sağlıklı ortamlar yaratmalı, daha güvenli ve sevecen bir aile ortamı içerisinde onun
gelişimini destekleyerek sorunu aşmasında yardımcı olmaktır.

Kaynaklar :
• CİRHİNLİOĞLU, Gül Fatma (2001), Çocuk Ruh Sağlığı ve Gelişimi Okul Öncesi Dönem, Nobel Yayın Dağıtım, Ankara.
• DSM-IV, Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı, Amerikan Psikiyatri Birliği Hekimler Yayın Birliği.
• GÜLERYÜZ, Figen (1995), 2-6 Yaşlarındaki Kekemelik Problemi olan ve Olmayan Çocukların Artikülasyon Özelliklerinin Karşılaştırılması (Doktora Tezi),
Hacettepe Üniversitesi, Ankara.
• KERİMOĞLU, Efser (Temmuz 1985), Kekeme Çocukların ve Ailelerinin Kişilik Özellikleri Yönünden İncelenmesi, “Psikoloji Dergisi”, Cilt: 5 Sayı:
18.
• KONROT, Ahmet (2001), Çocukta Dil ve Kavram Gelişimi (Ünite 12), Anadolu Üniversitesi Yayınları, Eskişehir.
• SARGIN, Nurten(2001), Çocuklarda Ruh Sağlığı, Nobel Yayın Dağıtım, Ankara .
#_ftnref1

SEÇİL AYDIN ORAL

Bu makale Maltepe Üniversitesi’nin Günaydın Marmara adlı gazetesinde yayınlanmıştır.

Sevebilirsin...

1 Yanıt

  1. eray kaya diyor ki:

    gerçektende çok güzel işimi yarayan herşey var burada bu sitenin kurucusuna teşekkürler!!!!!!!!!!!!!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir